Albert Einstein bir keresinde şöyle demişti: “ Biz inanmış fizikçiler için geçmiş, bugün ve gelecek, yedi canlı da olsa, yalnızca birer düştür..”

Newton’un evren kuramında “zaman”, bir muhasebe kaydı gibi sabit bir değişkendir; yalnızca olayları kaydetmeye yaradığı kadar gerçek bir olgu olarak kabul edilebilir. Ne var ki, Einstein, “Görecelik Kuramıyla”; “Tanecik Fiziği “ üstüne (Kuvantum) çalışmalarıyla zamanın başkalaşabildiğini, eğrildiğini, azalıp çoğaldığını, herkese göre değiştiğini; giderek gerçek dışılığını kanıtlamıştır.

Ziya Gürel’le, Kuşadası’ndaki işliğinde buluştuk. Kitaplığının, bilgisayarın, resim ve seramik gereçlerinin; resimlerinin, idollerinin; hepsinin bir arada bulunduğu bir alt kat.. Bir süre yeni çalışmaları konusunda konuştuk. Ardından sorularımı yöneltmeye başladım:

“Ziya Gürel Ankara’daki ilk sergisini 1988’de açmıştı. Yedi yıl gibi uzun bir aradan sonra  Selvin Sanat Galerisinde sergilediği yeni resimleri,  ilk çalışmalarında biçimlenmeye başlayan insan, yaşam ve doğa üçgeni içindeki dönüşümsel anlamın, daha da somutlaşmaya yönelik versiyonları olarak yorumlanabilir. İnsan bilincinin derinliklerine ve kuytu köşelerine kök salmış olan tutku, özlem ve aşk gibi evrensel temalar, Ziya Gürel’in resimleri için de tükenmez bir kaynak olma özelliğini koruyor. Bu durum somut kavramlara dayalı, somut içeriklerin, doğa ve gerçeklik planında ele alındığı sürece, insan varlığını sorgulayan eğilimlerle akrabalık kurabileceği varsayımını, böylece bir kez daha gündeme getirmektedir.

Haykıran masklar, sonsuza kadar yüzecek balıklar; vazolarında toprağı özlemeyen çekler; hiç durmadan uçan figürler… Ziya Gürel’in Kuşadası Setur Marina Sanat Galerisi’ndeki sergisinde nesneler, figürler tuvale sığmıyor sanki.. Balıklar, tavandan aşağıya doğru boşlukta yüzüyor; dönüşüme uğramış deniz insanları çığlık çığlığa bir uyarıda bulunmaya çalışıyorlar..Ama onları duyan yok! Daha yükseklere tırmanıyorlar.. Şimdi onları ben de duyamıyorum.

Bugünkü konuğum Ziya Gürel. (………..)

Kendisiyle resim sanatı üstüne konuşurken şunları söylüyor: “ Resimde önemli olan, sanatçıyla izleyenin benliklerinin yapıtta buluşabilmesidir. Bu da resimdeki imgenin çoğalmasını, varsıllaşmasını sağlar.