“Bunca yolu yürüyerek mi tüketmişti? İlk adımını attığı anı anımsıyordu: Alacakaranlıktı. Adımlarını bir koşuya dönüştürdükçe karanlığa gömülmekteydi. Yeni sürülmüş, kabartılmış toprağıyla ekime hazır bir tarlada ikide bir tökezliyordu. Artık bir adım ötesini göremez olmuştu. Durdu. Oldukça uzun bir zamanı uyuklayarak geçirmişti. Toprağın ılık nemini içine çekerek durmadan kök salan, güçlenen tohumdu sanki. Öylesine mutluydu ki, uyanınca yürüyebilecek miyim kaygısı aklına bile gelmemişti. Şu ayak bastığı yeni dünyada soluk alıp vermeyi öğrenmesi gerekiyordu. Bunu becerebilecek miydi? Yoksa ana rahminin o uykuya çağıran kucaklayıcı renklerin, seslerin dizilimlere yerleşmiş tonları arasında adımlar atma denemelerini sürdürmekle mi yetinecekti? Onu ayakta tutan ılık ortamdı. …
Yeni Gezegen










